Mağara / The Cave

Gönderen Erdem | 02:59 | 0 yorum »

Mağara / The Cave

















Karların altında çürük, ölü bir toprak var,
Karda yaşam,
Karın üstünde başka bir nefes...



Under the snow there is dark, rotten, died dirt.
Life under snow,
Another breath up the snow…




Yapım Tarihi - Production Date: Kasım / November 2012
Süre - Duration : 21'30''

Sanat Yönetmeni / Art Director: Ayşe Sağlam
Sanat Asistanı / Art Asisstant: Ersan Kaya
Yönetmen / Director: Erdem Şimşek 

Trailer:





Kalan Kuşların Şarkısı
English Version: Remaining Birds' Song ( or Remaining Birds Song )

http://remainingbirdssong.blogspot.com/

Ölüyoruz, çünkü ölüyorsunuz diyen kuşlardan insanlara soğuk, acı bir şarkı...

Yapım Tarihi: Nisan 2011
Süre: 07'30''
Deneysel

Yönetmen: Erdem Şimşek





FESTİVALLER / FESTIVALS

Kalan Kuşların Şarkısı ( Turkish Version )

* Eskişehir Kral Midas Kısa Film Festivali
- (Erdem Şimşek ) En İyi Görüntü Yönetmeni Adayı. 2011
* Osmaniye 7. Özgür Film Festivali
- Ulusal Belgesel Yarışması - Özendirme Ödülü
* 7. Dağ Filmleri Festivali
* 10. Uluslararası Çevre Kısa Film Festivali
- Belgesel Dalı Üçüncülük Ödülü

Remaining Birds' Song ( English Version)

* 15th International Film Festival on Art, Ecology and Tourism Document.Art. (Romania)
- Ex Aequo Best Ecological Documentary
* 37th EKOFILM International Film Festival on the Environment and Natural and Cultural Heritage (Czech Republic)
* 38th Ekotopfilm International Festival of Sustainable Development Films (Slovakia)
* Toamna la Voronet Festivalul International de Film (Romania)
* Green Screen Fest 2011 International Environmental Film Festival (Serbia)
- Amateur Film Category : Special Mention
* 16th. International Environmental Film Festival "Green Vision" (Russia)
- The Most Original Interpretation of Environmental Problems
* 5th International Film Festival "Steps" (Ukraine)
* RAF - Revija amaterskog filma (Crotia)
* Skepto International Film Festival 3. Edizione (Italy)
* Barents Ecology Film Festival (Russia)
- Special Prize of the Goethe Institute
* Envirofilm 18th International Environmental Film Festival (Slovakia)
* Ecozine Festival Internacional de Cine y Medio Ambiente Ciudad de Zaragoza V. Edicion (Spain)
* 16th. International TV Ecological Festival “To Save and Preserve” (Russia)
* 5th Four River Film Festival (Crotia)
* 14th. Patras International Film Festival (Greece)
-  Distinction for the Sensitivity to Ecology
* Wildlife Vaasa International Nature Film Festival 2012 (Finland)
* VideoBardo 4th. Festival Internacional  de Videopoesia (Argentina)



Rumeli Feneri / Haziran 2009

Ağva Gezisi Görüntüleri from Erdem Şimşek on Vimeo.



Ağva / Ekim 2010

Pazarbelen Köyü Görüntüleri from Erdem Şimşek on Vimeo.

Hurafe

Gönderen Erdem | 02:32 | | 0 yorum »



Onlar, o karanlıktakiler, onlar her gün, her şeyi gördüler...

Sırtına sokaklar, binalar, gökdelenler dikilmiş yaratığı; ve sokaklarda hala onun öğrettikleriyle yaşayan hayvanları; ve odalarda insanlara benzemeye başlayan hayvanları; ve plazalarda takım elbisenin kalıplarına evrilen insanları; ve meydanlarda copların ucunda savrulan kan pıhtılarını; ve en dip sokaklarda en gizli tecavüzleri; ve kürsülerde en açık, en toplu tecavüzleri...

Onlar karanlığı seçmediler. Onlar göbek bağı diye kesilip çöpe atıldılar. Ve hepsini çöpten topladı rüzgar...

-Hurafe'den bir küçük bölüm-


Resim: Sal Garcia

Eduardo Galeano'nun Biz Hayır Diyoruz isimli kitabının içindeki "Beş Yüzyıl: Mavi Jaguar ve Vaat edilmiş Topraklarımız" isimli yazıdan alıntılar:


Geçen yüzyılın ortalarında, Seattle adında bir yerli şefi, Birleşik Devletler hükümet görevlilerini uyardı: "Pek çok gün geçtikten sonra, can çekişen adam kendi bedeninin pis kokusunu hissetmez. Kendi yatağınızı kirletmeye devam edin, bir gece kendi pislikleriniz yüzünden boğularak öleceksiniz." Şef Seattle şunu da söyledi: "Toprağın başına gelen çocuklarının da başına gelir."

...

Kilise 1537'de yerlilerin ruhu ve aklı olduğunu itiraf etti ama cinayeti ve talanı da kutsadı: Sonuçta yerliler de insandı ama şeytanın emrinde insanlardı, bu yüzden de hakları yoktu. İşgalciler putperestliği kökünden sökmek için Tanrı'nın adına hareket ediyorlardı, yerlilerde de iflah olmaz yoldan çıkmışlığın kanıtları ve şüphe götürmez mahkumiyet bahaneleri her zaman mevcuttu. Yerliler özel mülkiyeti bilmiyorlardı. Altını ve gümüşü para olarak kullanmıyorlardı, yalnızca bedenlerini süslemek, tanrılarına bağlılıklarını bildirmek için kullanıyorlardı. Bu sahte tanrılar günahtan yanaydılar. Yerliler çıplak geziyordu: Çıplaklığın gösterilmesi diyordu başpiskopos Pedro Cortes Larraz, "beyinde pek çok yaraya" neden olur. Evlilik Amerika'nın hiç bir yerinde çözülmez bir şey değildi ve bekaretin değeri yoktu. Karayip denizi kıyılarında ve diğer bölgelerde eşcinsellik serbestti ve Tanrı'yı Amazon ormanlarındaki yamyamlıktan daha fazla gücendiriyordu. Yerlilerin her gün yıkanmak gibi sağlıksız bir alışkanlıkları vardı ve dahası düşlere inanıyorlardı. Cizvitler böylelikle Kanada'daki yerliler üzerinde şeytani etkiyi anladılar: Bu yerliler o kadar şeytandılar ki, düşlerin simgesel anlamını çözebilen yorumcuları vardı, çünkü onlar beden uyurken ruhun konuştuğuna ve düşlerin gerçekleşmeyen arzuları açıkladığına inanıyorlardı. Iroqueler, Guaraniler ve diğer yerliler şeflerini kadınların da erkeklerle beraber katıldığı oturumlarda seçiyor ve despotlaşırsa onları deviriyorlardı. Şeytanın emrinde olduğu çok açık olan Nikaragua reisi İspanya kralını kimin seçtiğini sordu.

...

Guaraniler dünyanın başka biri olmak istediğine ve yeniden doğmak istediğine inanırlar; bu yüzdan dünya İlk Baba'ya hamağının altında uyuyan mavi jaguarı bırakması için yalvarır. Guaraniler bir gün kötülüksüz, ölümsüz, günahsız ve yasaksız başka bir dünyanın küllerinden doğması için bu adaletli jaguarın bu dünyayı yerle bir edeceğine inanır. Guaraniler hayatın bu şenliğe çok yakışacağına inanıyorlar. Ben de inanıyorum.